Futboldaki çıkar kardeşliği


Bu sene daha bir gözümüze sokulan, endüstriyel futbolun duyguları, asırlık dostlukları, yardımlaşmaları nasıl bertaraf ettiğini gösteren kardeşlik bu. 



100 yılı aşkın süredir rekabet halinde aynı şehrin 3 büyük takımını düşünün. Yıllarca aynı statta oynamış, efsane futbolcular aynı milli takımın formasını terletmiş, zor zamanlarında bundan nemalanmayı düşünmeden yardım elini uzatan 3 büyük spor kulübü. 

Sene 2012, benim de renklerine gönül verdiğim Beşiktaş 109 yıllık tarihinin en kötü yönetiminin başındaki insan olan Yıldırım Demirören tarafından değerleri, parası, gayrimenkulleri harcanmış, en fazla para harcanan yıllar olmasına rağmen tarihinin sportif başarısı açısından en kötü senelerini geçirmiş(burada Beşiktaş Milangaz’ı ayrı tutuyorum, Demirören’in en az katkısı olduğu yerde en yüksek başarının elde edilmesi de manidar) bir şekilde Beşiktaş sömürülüp terkedilmiş. Genel kurulda hepimizin dileği bir Tuncay Özilhan ya da Rahmi Koç’un Koç Grubu’ndan öne sürdüğü bir aday çıkması iken belki de aklımıza son gelen Fikret Orman’a neredeyse yamatılmış. Yamatılırken kulübü bu duruma getirene 100 trilyonu aşkın borcu olduğunu söylemeye utanıyorum bile. 

Fikret Orman çevresinin ve kendi kapasitesinin elverdiği kadar geldiği andan itibaren kulübü düze sokmak adına çeşitli yerlerle görüşmeye, tesisler, maaşları, kadroyu düzene sokmaya uğraşana dursun Beşiktaş basketbol tarihinin en büyük başarılarından birine imza atan takımı elinden tutamamış, Euroleague’de oynayacak bir takıma sponsor dahi bulunamamış, Ergin Ataman’ın 2 aydır söylediği “Sponsor olmazsa başarı da olmaz” lafını önemsememiş ve sonra yaprak dökümü ardı ardına gelmiştir. Bu sene futbol takımından kimse bir şey beklemiyordu zaten, ama Basketbola sponsor desteği ile bile başarı yeterli olacakken bunun bile yapılamaması affedilmez bir hatadır. Burada çok beğendiğim bir Güntekin Onay yazısı paylaşmak istiyorum;

BEŞİKTAŞ Başkanı Fikret Orman, “Metin-Ali-Feyyaz ruhunu geri getireceğiz” diyor. Bu ifadeden birçok açılım yapılabilir tabii.

Ancak Sayın Orman 25 yıl önceki futbol endüstrisiyle bugün arasındaki farkı yok sayıyor. 25 yıl önceki ülke ekonomisiyle bugünkü koşulları mukayese etmiyor. 25 yıl önceki Türk futbolunun kalibresi ile bugün gelinen noktayı kıyaslamıyor. O günlerdeki yabancı oyuncu kalitesini, sayısını unutuyor.

FUTBOL dünyasının gerçekleri var ve bunların temeli ekonomiye dayanıyor. Gerisi de akılcı tercihler ve kaynakların doğru kullanımı… Beşiktaş geçmişte büyük paralar harcadı. Başarısız oldu. Doğru… Fakat çok para harcadığı için değil, yanlış tercihler yaptığı için, iyi bir organizasyon kuramadığı için başarısız oldu.

SADECE ruhla bu işler yürüseydi herkes o yoldan giderdi. Keşke o kadar kolay olsa. İngiltere’de koskoca Liverpool bile 22 yıldır şampiyonluğa hasret.

BÜYÜK kulüplerin büyük futbolcuları olur. Kitleleri peşinden sürüklerler. Onları büyük yapan mazilerindeki başarılar, unutulmaz maçlar ve yıldızlarıdır. Bugün gelinen noktada ise dünyada ekonomisi büyük olmayan “büyük takım” yok. Mazisi büyük olup da ekonomisi küçülen ise artık sadece tarihiyle avunmakta.

BÜYÜK kulübün doğasında rekabet etmek, yarışmak ve kazanmak vardır. Beşiktaş yarışmalıdır… Kazanamayabilir ama rekabet edemeyecek kadar küçülürse asıl iflas o gün kapıyı çalar.

VİZYON BAŞKA BİR ŞEY

GERÇEK şudur ki: Bugün “Büyük başkan“ diye sırt sıvazlayanlar 2 maç kaybedince ortadan yok olur.

BUHRANLI günlerde elini taşın altına sokma cesaretini gösteren Orman ve arkadaşları akılcı davranmak ve deyim yerindeyse sinekten yağ çıkarmak zorunda.

MONTPELLIER, Dortmund gibi düşük bütçeli büyük başarı öyküleri cesaret verebilir. Ancak bunu gerçekleştirmek irade, vizyon, bilgi ve sabır ister. Sayın Orman “Kulübü bu duruma ben düşürmedim ki..” diyecektir. Ancak unutmamalıdır ki toplum “sebepler ile değil, sonuçla” ilgilenir…

HAYAT tecrübesi ve yılların birikimi göz ardı edilemez. Ancak vizyon farklı bir kavram. Haberler şöyle: Olcay Şahan Beşiktaş’ta… Aybaba, Ernst’i gönderip Hürriyet’i istiyor… Gökhan Ünal Beşiktaş yolunda… Mehmet Akgün Beşiktaş’ta…

SAMET Aybaba hayatı boyunca beklediği fırsatı tepmemeli. Doğrudur ki gençlere hep cesaretle forma vermiştir. Ancak sahaya sürdüğü takımlar -top oynamaya çalışmak ile birlikte- dirençsiz, yumuşak ve fizik olarak kuvvetsizdir.

BEŞİKTAŞ yarışmalıdır ve toplum sebeplerle değil sonuçlar ile ilgilenir.

BU yazı eleştiri değil; destek yazısıdır…

Beşiktaş’ın halet-i ruhiyesi bu durumdayken Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ın zor zamanından yararlanıp Egemen’i kadrosuna katması, Mustafa Pektemek için son zamanlarda yaptığı girişimler sözde 100 yıllık kardeşliğe pek yakışan şeyler değil. Gerçi kapitalizmin girdiği her yerde paradan başka değer olmaz derim her zaman, pek de şaşırtmadı o sebeple. 

Gelelim Galatasaray ile olan stad mevzusuna. Evet, başından beri Beşiktaş Yönetimi bu konuda hatalı adımlar attı. Lakin şu an stad sorunu çeken ve bunun için yardıma ihtiyacı olan, kapınıza çalan bir çınardan bahsediyoruz aynı zamanda. Galatasaray belki taraftarın son zamanlarda Ali Dürüst’ün yaptığı açıklamalardan dolayı gönlünü almak adına veyahut daha hızlı kalkınmasını gönülden istememek adına böyle bir adım attı. Ama bu adımı yıllar önce Galatasaray’ın stadı bakım, proje eksikliği, kullanım hakkı gibi sebeplerden dolayı İnönü Stadı’nda yıllarca oynadı. Çok klişe olacak ama Vefa gerçekten de İstanbul’da bir semt adı olarak kalmış sadece.


Şimdi Beşiktaş’ın önünde dostu olmadan alacağı çok çetin ve taşlı bir yol var. Fikret Orman’ın işi gerçekten çok zor. Hem sportif başarıyı bırakmadan, borçları ödeyerek, kulübü düzlüğe çıkarıp eski haline döndürmek. Bitkisel hayattan çıkılır çıkılmasına da Feda gerçekten de edildiğine değecek mi?

Bunlar da ilginizi çekebilir

4 Responses


  • Serkan Yilmaz // // Reply

    Galatasaray ile Beşiktaş hem Taksim Stadı zamanında yani 1939’a kadar ortak stat kullanmış hem de İnönü Stadı yapıldığında (1947) Galatasaray bu stattan istifade etmiştir. Zaten uzunca bir süre aslında takımların kendilerine ait birer statları yoktu. İstanbul Mahalli liglerin tamamında oynan maçlar toplamda 2-3 statta oynanıyordu. Tüm takımlar statları ortak kullanıyordu.

    Bu sürtüşmenin başlangıcı aslında Galatasaray’ın 2000’lerde başlayan yeni stat sevdası ile oldu. 2003 yılında Galatasaray stadı yenilemeyi ciddi ciddi düşünmeye başlayınca geçici stat arayışına girdi. İnönü Stadı da bu alternatiflerden birisiydi ancak o dönem Beşiktaş yönetimi bu işe sıcak bakmadı. Galatasaray taraftarının ve kulubun bu konuda bu kadar hassas olmasının sebebi de budur. Endüstriyel futbola gönderme yapan, futbol sevdalısı! Beşiktaş taraftarı önce bunu bir düşünsün.

    Ayrıca İnönü Stadını da devlet yaptırmıştır. Hatta dönemin valisi Lütfi Kırdar’ın çokça emeği vardır. Üstelik stat Dolmabahçe Sarayı’nın ahırlarının bulunduğu yere yapılmıştır. 1933-1947 arasında ise Beşiktaş Cırağan Sarayının bahçesindeki Şeref Stadında maç oynamıştır. O arsayı Beşiktaş’a Şeref Bey kazandırdığından o isimle anılır. Tribünlerin inşaatında dönemin futbolcuları bile çalışmıştır ancak çok ilkel basit bir stattır. Arena üzerinden tüyü bitmemiş yetimin hakkı edebiyatı yapanlar önce konum olarak İstanbul’un en güzel ve maddi açıdan değerli yerlerine nasıl stat yapıldığını anlatsınlar. 1947’de Mecidiyeköy’de hiçbirşey yok. Stat ilk önce çok eskik bir şekilde 1944 te açılıyor ama ulaşım çok zor ve sert rüzgar olduğundan oradan maç yapılmıyor. Ancak yine aynı dönemde Beşiktaş devletin kendisine kiraladığı üstelik o dönemde değerli olan Dolmabahçe Sarayanın ahırlarının olduğu yerde paşa paşa maçlarını oynuyor. Üstelik bir önceki stadı da Çırağan Sarayı’nın bahçesi. Ne güzel!

    Öte yandan Galatasaray Ali Sami Yen Stadından çıkarak aslında Arena Stadının en az 3 misli miktarda parayı TOKI’ye yani devlete kazandırmıştır. Hukuki olarak Galatasaray oranın üst kullanım hakkını 49 yıllığına kiralamıştı. Çıkmıyorum dedikten sonra da sürenin bitimine kadar istediği kadar kullanabilirdi ve devlette şuan oradan elde ettiği geliri kazanamazdı. Dolayısıyla TT Arena devletin vergileriyle vs yapılmadı. Eğer bunu anlamayıp ısrarla iddia ediyorsanız o zaman siz de İnönü’den çıkın çünkü onu da zamanında devlet yaptırdı.

  • raisondetre // // Reply

    Merhaba öncelikle yorumunuz için teşekkürler. 2003 yılında stadın verilmesine sıcak bakılmama sebebi Beşiktaş’ın 100. yılını kutlayacağı sene olduğu içindir. Hatırlarsanız o dönem maç günü dışında da İnönü Stadı’nda programlar düzenleniyordu. Zamanında İsmet İnönü İnönü Stadı’nın kullanım haklarını Beşiktaş’a hibe etmiştir. Beşiktaş’ta buna karşılık Çırağan Sarayı’nda ki Şeref Bey’e ait olan arsayı vermiştir devlete. Yani anlayacağınız Ali Samiyen-Seyrantepe gibi devletten devlete olan bir devir yok. Bu tartışmalar bize bir şey kazandırmayacağı için çok fazla konuyu uzatmak istemiyorum. Zaten bu konuda belirttiğim gibi Beşiktaş’ta da olayı büyütüp Spor Bakanı’na gitmeye kadar giden süreçte gereksiz uzatmasında hata var.

  • Serkan Yilmaz // // Reply

    Şeref Stadı 1987’ye kadar yani otel inşaatına kadar Beşiktaş’ın antreman sahası ve amatör maçlar için ev sahipliği görevini yapıyor. 1939 Taksim Stadı yıkılıp bugünki Gezi Parkı yapılınca hem de Beşiktaş hem de Galatasaray stat arayısına giriyor. Beşiktaş Şeref Beyin gayretleriyle Çırağan’ın bahçesini sembolik bir ücret karlışığında uzunca bir süre için kiraliyor ve bildiğim kadarıyla kendi imkanlarıyla ancak ilkel bir stat inşaa ediyor. Galatasaray arsa işini ancak 1940larda tamamlıyor. Önce statı kendi imkanlarıyla yapmaya çalışıyorlar ancak ekonomik olarak işin altından kalkamıyorlar. Unutmayın bu stat diğerine göre daha modern haliyle daha pahalı olacak bir stattı. Dolayısıyla iş uzuyor ve stat yine devlet tarafından tamamlanıp 1964’te hizmete açılıyor. Tekrar geriye dönelim 1940ların ortasında ise o dönenim siyasi gündeminde ülkenin modern bir sahaya ihtiyacı var denilip İnönü Stadının inşaasına onay veriliyor. Stat tamamlanınca ortak kullanılıyor ancak genel olarak hak sahibi Beşiktaş kulubu oluyor. Tabi doğal olarak 1987’de Şeref Stadı yıkılınca da Beşiktaş’a para verilmiyor. Kronolojik olarak bakınca Ali Sami Yen – Arena ile birebir aynı değil ama sürecin genelin aynı şeyin lacivertinden başka birşey değil. O sebeple Türkiye’deki stat işlerini hibe olaylarını kendi çıkarlarımız doğrusunda çarpıtmadan tarafsızca yazacalım. Fenerbahçe’nin stadı zamanında 1 Türk Lirası gibi sembolik bir ücretle kiraladığını ki aslında Galatasaray ve Beşiktaş için de durum farklı değil unutmayalım. Ayrica Sükrü Şaraçoğlu’nun çıkardığı kanunla nasıl stadı Fenerbahçe’ye kazandırdığı da unutulmamalı, yoksa o statda belli bir döneme kadar o bölgedeki tüm takımların ortak kullanım alanıydı.

    Beşiktaş ve Beşiktaşlılık duruşu eğer endüstriyel futbola karşı ise bu tutumunu 2003’te gösterecekti. Bin sebeple karşımıza çıkılırsa, bu tarafta da 1001 sebep üretir sizlere. Beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı konu. Beşiktaş da Arena’yı güzellik olsun diye istemiyor. Onlar da farkında İstanbul’da tek stat olmadığının ama taraftar gelirinden kombineden olmak istemiyorlar. Hani endüstriyel futbola karşıydık hani oydu buydu… İhsan Kalkavan 2002’de TV programlarında neredeyse ağlıyordu 2003’de biz şampiyon olalım, Galatasaray kesinlikle durdurulmalı diye. Hatta ona göre her büyük takım 100. yılında şampiyon olmalıymış. 2003’ten sonraki konuşmalarına da tanık olduk tabi!!!

    O sebeple bu işler etme bulma dünyasıdır. Taraftar bu zurnanın her zaman için son deliği olmuştur. Futbol kültürü almamış, sportmenliği centilmenliği bilmeyen agresif yönetici profili yüzünden taraftarlık neredeyse holiganlık olmuştur. Kulupler elbette yeri geldiğinde birbirine destek olmalıdır, İnönü de Arena da pek tabi paylaşılabilir. Keşke işler böyle olsa ancak malesef öyle değil bu ayrı bir konu. Ancak bir tarafa suç atarken kendi geçmisinize bakacaksınız.

    Hele şu şerefli ikinciliklerden hiç bahsetmeyelim. 1951’de Beşiktaş’ın Fenerbahçe’ye hükmen galip gelerek nasıl şampiyon olduğunu bir araştırı versinler. Kimin ilki başlattığı önemli değil Vefa dün değil çoktan tarih oldu.

  • Hayrettin Kesim // // Reply

    Galatasaray Kulübü Başkan Yardımcısı Adnan Öztürk’ün küstah açıklamalar yaptığına inanan Akar, “Galatasaray kendisine ait olmayan parası bizim vergilerimiz ile ödenmiş bir stada sahip. O stadı 49 yıllığına tıpkı Beşiktaş’ın İnönü Stadını kiraladığı gibi kiraladılar. Bugün Fatih Altaylı çok çarpıcı bir iddiada bulundu. Kendisinin yönetici olduğu dönemde Ali Samiyen Stadı!nın yıkılacağı zamanlarda önce gidip Olimpiyat Stadı’na baktıklarını, oradan memnun kalmayınca Beşiktaş Kulübü’ne gidip maçlarını İnönü Stadı’nda oynamak istediklerini söyledi. O dönemlerde Beşiktaş Kulübü bu isteği kabul etmiş ve 200.000 Dolarlık bir kira bedeli istemiş. Daha sonra yapılan görüşmelerde bu fiyat 120.000 Dolar’a indirilmiş. Ancak stadı yapacak paramız bile olmadığı için o kirayı ödemeyeceklerinden dolayı İnönü Stadı’ndan vazgeçtiklerini ifade etti. Beşiktaş Kulübü o dönemlerde kendisinden yardım isteğinde bulunan Galatasaray Kulübü’ne elini uzatmış ve gerekli girişimlerde bulunmuş. Fakat buna karşılık Galatasaray Kulübü bütünü ile adaletsiz biçimde, saygısızca Beşiktaş’ın TT Arena’da oynamasını engelleyeceklerini dile getiriyor. Bunun nedeni olarak da locaları gösteriyor. Galatasaray’ın Beşiktaş İnönü Stadı’nı istediği dönemlerde İnönü Stadı’nda da localar vardı ve Beşiktaş Kulübü onlara herhangi bir engel çıkarmadan teklifi kabul etmişti. Galatasaray parası olmadığı için İnönü Stadı’nda oynayamadı. Özellikle Adnan Öztürk’ün yaptığı son derece saygısız, küstah açıklamalar Beşiktaş camiasının hafızasında kaydedilmiştir. Beşiktaşlılar bunu unutmayacaktır.” dedi.

Gitmeden yorumunuzu bırakın.


Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.