• 2012 ÖSYS Tercihleri


    Bütün bir yıl, iki yıl, hatta belki de liseyi kazandığınız seneden itibaren çalışıp didindiğiniz üniversite giriş sınav oldu bitti. Şimdi asıl sınav başladı, hatta süresi doluyor bile. 3 Ağustos üniversite tercihleri için son gün. Her yıl olduğu gibi sınava giren öğrencilerin aileleri, eşten dosttan, okul ve dershane öğretmenlerinden aldıkları bilgilerle panik içinde çocuklarını bir yerlere yerleştirmeye çalışıyorlar. Fakat uzmanların da söylediği ve benim de sonsuz haklı bulduğum can alıcı bir noktayı kaçırmamak lazım. Üniversite değil meslek seçilmeli! “Çocuğum illa bu üniversitede okusun da hangi bölümü okursa okusun” mantığını artık kafalardan silmek gerek.

    Elbette ki iş hayatında üniversitenin etiketi önem arz eder ama bireyin bir türlü benimseyemediği bir meslek olduktan sonra neye yarar. Bu durumda insanın oturup kendi iç sesini dinlemesi lazım. Yani kişinin kendisini tanıma kısmı, en zor olan tarafı. Eğitim sistemimiz o kadar içler acısı ki, “ben mühendis olacağım” diyen kişi iş sahasının nerelerde olduğundan bihaber. Sonuç olarak vasıfsız bir sürü mühendis ve buna benzer meslek dalları yetişiyor. Meslek panelleri düzenlemekten aciz hatta bu tür etkinlikleri gereksiz gören hala çok sayıda okul var.

    Artık yeni çalışma sisteminde kalburüstü şirketler not ortalaması ve hangi okuldan mezun olunduğunun yanı sıra okul boyunca ve sonrasında yaptığınız projeleri, bireysel olarak gerçekleştirdiğiniz çalışmaları ve yurt içi yurt dışında yaptığınız toplumsal projeleri göz önüne alıyorlar. Bu yüzden sınavdan iyi puan alıp iyi bir okula yerleşince her şey bitmiş olmuyor ya da sınavdan kötü bir sonuçla ortalama bir üniversiteye girince her şeyi kaybetmiş.  Bu yüzden en önemlisi tercih alanını doldururken aile ve çevrenizin olması gereken tercih sıralaması yerine kendi tercihlerinizi kağıda yansıtın derim. Aynı zamanda 2. tercihleri de beklemeniz kimi zaman puanınızın 20-30 puan üstündeki yerlere yerleşmenize de sebep olabilir. Bu yüzden acele etmemek lazım Hayat tercihlerinizi başkalarının eline bırakmayacak kadar değerli. Güzel bir gelecek ümidiyle…

  • Çetin Altan’a İthafen


    Bir insana ölmeden yazı yazmak bizim ülkemizin suyunda yoktur pek. Değerler öldükten sonra kömürden elmasa dönüşen mücevherler gibidir. O yüzden yaşarken kültürümüzde birini övmek “Burnu kalkmasın.” tarzı hastalıklı bir anlayış yüzünden pek sevilmez. Bu sebep ile övülmeye alışılmamış toplumda magazinsel tarzda biri beğenildiğinde o kişideki olumsuz değişimler herkesi şaşırtır. Mütevazilik anlayışının önüne geçen en büyük engeldir aslında çocuklukta övülüp, desteklenmemek. Çetin Altan ise bunların hepsinin dışında, aşmış bir yazım zanaatkarı. 
    Daha Fazlası İçin Tıklayın!

  • Aşkın halleri


    aşk-hakkında-gerçekAşk tesadüfleri sever,

    Bazen bir 14 şubat gecesi çalar kapını,
    bazense en umutsuz anının yitik gecesinde.
    Gidilen filmin yansımasıdır kimi zaman,
    Tesadüflere bağlıdır;
    Bazen dalga geçercesine filmin adını yansıtır,
    Bazense sonunda çalan bir hoşçakaldır.
    Perde kapanırken kalbini sıkıştırandır aşk,
    Sonu gelmeyecek bir sevgiye inandırandır.

    Gözlerine takıldığında gözlerin,
    söylecek sözün olmamasıdır.
    Biraz gül biraz da umuttur aşk.
    Bu sefer içten inanmaktır onu bulduğuna,
    İnandırmaktır kendini, acınacak kadar inandırmak.
    Kendine tahammülün yokken tahammül yaratmaktır aşk,
    biraz hüzünlü biraz kaybeden tavırla sokulmak,
    O hiç çıkmak istemediğin göğse başını koymaktır.
    Bazen düzelmesini beklerken,
    Bazense olduğu gibi kabullenmektir aşk,
    Çaresizliğin farkındalığında.

    Hislerin gazabına uğrayarak,
    Sonsuza kadar yaşayacak gibi sevmek,
    Her an ölecek gibi sarılmaktır sımsıkı.
    Her nefesin bir adım daha yaklaştırırken ona,
    Hayattan bir adım daha uzaklaştırdığını bilerek,
    yaşamaktır, delirmeyerek…

     14 Temmuz 2012 06.08

     

  • Beşiktaş’ta yaşananların diğer yüzü


    Bu yazının hiçbir kurum ve kuruluşla ilgisi yok demek isterdim. Ama Beşiktaş’ın yıllardır içinde bulunan ismini ve mevkisini vermek istemediğim yakın bir akrabamın benim gibi yıllardır Beşiktaş’a maddi ve manevini kendini adamış birinin yüzündeki o mücadele hırsını gördüğünde açıklama gereği duydu sanırım. Tek isteği eğer bunları bir yerde yazacaksam bahsi geçen kişilerin adının geçmemesi idi ve buna saygı duyacağım. 


    Daha Fazlası İçin Tıklayın!

  • İstanbul’daki yeşil alan eksikliği


    Maalesef bu zamana kadar ki belediyelerin, hükümetlerin rant yeme peşinde koştukları için çok fazla umursamadıkları eksiklik bu. Yeşil alan, doğayla iç içe, güzelliklerinden, tarihinden kopmamış bir İstanbul “hayal değil gerçek” olmalıydı.


    Daha Fazlası İçin Tıklayın!