17 Ağustos 1999


8 yaşında yaşadığım iki depremin ilkiydi Düzce Akçakoca’da. Köyde yazları fındık toplardık o vakitler. Dedem, babaannem, dedemin kardeşleri, amcalarım, dedemin babasının bile hayatta olduğu vakitler. Geniş ailelerin bir dizi setinden ibaret olmadığı zamanlar, en güzel çocukluğu yaşamak için idealdi.

17 ağustos

Gece saat 03.02’de hayatında ilk defa koskoca evin sallandığına şahit olduğumda fantastik dünyanın eğlenceli bir hali sanmıştım. Ta ki yataktan ayağa kalkıp, yere düşüp, kafam biraz kanayıp, karanlıktan da hiçbir yeri bulamayınca ilk defa ölümü olanca gürültüsü ile hissedene kadar. 45 saniyede düşe kalka merdivenlere kadar gelip aşağı inememiş, o gülen mutlu insanların çığlık çığlığa bağırışlarını duyunca hayatla tanışmış, merdivenlerden depremden sonra bile hemen kalkamamıştım.

17 ağustos çocuk

Benim açımdan böyle geçerken 17 Ağustos; 14 yıl, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı, ölen akrabalar, öksüz, yetim kalanlar ve geride kalanlarla geçiyordu 45 saniye hissedilen yerlerde. Depremden sonra arabalarla Değirmendere’ye gittiğimizde ağır bir çimentoyla bütünleşmiş kan kokusu, çığlıklar, ailesini arayanları görünce gözlerimi kapatmıştım, sanki kapatınca acılar yaşanmıyormuş gibi.Yıllar geçse de hala gözlerini kapatanlar var, en çok da buna üzülüyor insan.

Kurtarılan yaralıları tek tek taşırken arabalara, ben orada gönüllü bir ordu görmüştüm karşısına kimsenin çıkmaya cesaret edemeyeceği. O an biraz olsun yaşadığım psikolojik bunalım ve korkuyu atlatıp hayatta her şeye rağmen bir umut olabileceğini görmekti deprem. Deprem en büyük öğreticiydi korkunçluğu, çaresizliği, evsizliği, dayanışmayı, kardeşliği, hayatını başka bir insan için tehlikeye atmayı ve en önemlisi ise yaşam hakkının kutsallığını. O kutsallığa ihanet edip kumdan ev yapanlar birkaç göstermelik kişiye verilen ceza dışında yaptıkları ihanet, para olarak yanlarına kaldı. Bir de varsa vicdan azabı.

17_agustos_1999 kurtulanlar

17 Ağustos; 14 yıl, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı, ölen akrabalar, öksüz, yetim kalanlar ve geride kalanlar. En kötüsü de hala alınamayan kararlar. Umarım bir daha geldiğinde misafire yakışacak şekilde hazırlıklı oluruz 17 ağustos sana. Ne sen bizi üzersin, ne de biz doğal afetlere 21. yüzyılda karşı koyamayacak aciz halimizle seni. Yok yok, sana güveniyorum da, bize güvenemedim şimdi. En iyisi sen bir daha gelme 17 ağustos…

Bunlar da ilginizi çekebilir

Gitmeden yorumunuzu bırakın.


Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.