100. Yılında Çanakkale


“Vatanın bölündüğünü görürken, kalbim çırpınıyor, yüreğim tıpırdıyor.”  

  Bu sözler Gelibolu Yarımadası’ndaki bütün savaşlarda yer alan ve doğduğu topraklar için sahip olduğu en önemli şeyi, hayatını veren Yüzbaşı Yusuf Kenan Bey’in eşi Zehra Hanım’a yazdığı mektuplardan küçük bir bölüm.  Bu küçük bölüm yüzbinlerce insanın şehit düştüğü bir savaşın, ruhlarda yarattığı zorunluluğu gözler önüne seriyor. Artık neredeyse hiçbir değer yargısına sahip olmayan biz torunlarını da başını öne eğdirecek cinste etkiliyor olmalı ki, tarihimizdeki en önemli savaşlardan birinin 100. yılında gerekli ilgiyi bile göstermiyoruz. 

 Kendi kültürümüzden olmayan her şeyin sevincine, acısına tuzla koşarken; en derinlerimizde yaşanmış, bizim için yaşanmış, geleceğimiz için yaşanmış, gerektiğinde 10 metre mesafeden hayat ışıkları sonlanmış insanları anmamak her şeyden kendimize ihanet olsa gerek. Şimdi en küçük farklılıkta bile birbirimize nefret kusarken, zamanında atalarımızın sahip olduğu insanlık bilinci için Çanakkale Savaşı sırasında yaşanmış şu olay her zaman içimi titretir: 

çanakkale savaşı görülmemiş fotoğraflar

"Kocadere köyünde büyük bir “ Sargı Yeri ” kuruluyor. Kimi Urfalı , kimi Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor. Bunlardan biri Çanakkale Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. ” Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma ulaştırın.” Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: ” Ben…Ben köylüm Lapseki’ li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç aldıydım. Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin ” ” Sen merak etme evladım. ” der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de ” Söyleyin hakkını helal etsin ” olur.
çanakkale 100 yıl.
Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz : “Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim."

çanakkale savaşı cephe hayatı

Bugün Çanakkale Savaşı’nın üzerinden 100 yıl geçti. 100 yıldır bu topraklarda ‘kısmen’ de olsa özgürce hareket edebiliyor ve yaşayabiliyorsa bu savaşta Türk, Kürt, Ermeni, Çerkez, Laz, Gürcü, Rum demeden tek yürek olup emperyalist güçleri var olduğu topraklardan def etmek için, onur için savaştılar. Umarım biz de artık günlük çıkarların peşinden koşmayı bırakıp, ham madde ülkesi olmak yerine, kendi kaynaklarımızı kendimiz işlediğimiz üretim odaklı bir toplum haline dönüşürüz. Yerin altında yatan yüzbinlerce insana şükranlarımızı sunabileceğimiz başka yol yok. Sonsuza kadar huzur içinde uyumaları dileğiyle…

Bunlar da ilginizi çekebilir

Gitmeden yorumunuzu bırakın.


Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.